biyografi 

basında

çeviriler

söyleşi

ana sayfa

       
ROMAN
peygamber çiçeği
asmalı pencere
ÖYKÜ
kurtboğan
kiraz küpeler
gurbet kaçtı gözüme
turuncu eleni
le transanatolien
GEZİ
bükreş günleri
ÇOCUK KİTABI
bizim sinemamız var
cumartesiye çok....
 
CEREN BALEL
 
MEKTUPLAR
HAFTANIN YAZISI
ARŞİV
 
iletişim
 






SÖYLEŞİ  


“Güzellik Hırsızları” üstüne Pascal BRUCKNER ile bir söyleşi
 

François Busnel

 

Soru : Romanınız korku verici bir üçlü çerçevesinde kurulmuş: Bir dağ evinde inzivaya çekilmiş yaşlı bir avukat, karısı ve uşakları. Güzellikle alıp veremedikleri ne bunların? Neden kadınlardaki güzelliği yok etmek istiyorlar? 

Pascal Bruckner : Sadece varolmak. Güzellik insana doğuştan verilmiş bir ayrıcalıktır: Tüm ayrıcalıkları yürürlükten kaldırmanız mümkün, ama bir varlık eğer çirkin olarak doğmuşsa sonradan güzel olması hiçbir zaman mümkün değil (elbetteki fiziksel güzellikten söz ediyorum). Bu romanın kişileri güzellik takıntısı içinde. Oysa eşitlikçi bir toplumda güzellik onlar için mutlak bir adaletsizliği temsil etmektir: Eşitlikçi olmak için gereken her şey yapılabilir, ne var ki hiçbir şey güzel olmayı sağlayamaz. Üstelik, essiz güzellikte bir kişi  insanda bir sanat yapıtı duygusu yaratır. Elbette, zaman, günün birinde onu yıkıma uğratacaktır, ne var ki yakışıklı erkekler ve güzel kadınlar güzelliklerinin saltanatını sürdükleri birkaç yıl tüm güçlerini kullanmaktadır. Bu üçlü çetenin üyelerini çileden çıkaran da işte bu! 

 

Soru : Yani şimdi güzellik, onu miras alan kişilerde kendilerinin daha çok şey istemeye hakları olduğu gibi bir duygu yaratıyor diyebilir miyiz? 

Pascal Bruckner : Evet. Güzel bir kadın ya da yakışıklı bir erkek ezici olduğu zamanla  ortaya çıkan her türlü arzunun objesidir. Böylece güzellik bir lanet haline gelebilir. Pek çok güzel kadın başkalarında yarattıkları etki karşısında donup kalmıştır.

 

Soru : Bu üçlü son derece güvenli bir mekân icat ediyor: Kurutmahane… 

Pascal Bruckner : Gerçekten Fransa - İsviçre sınırında yaşamakta oldukları dağ evinde bir yeraltı hapishanesi icat ediyorlar: Kurutmahane. “Kurutmahane” sözü tarımla ilgili bir terim. Ot kurutmaya yarayan koni şeklinde bir tür kafesi belirtiyor. Romandaki kurutmahaneler üçlünün içerisine Paris’ten ya da herhangi bir büyükkentten kaçırdıkları güzel genç kadınların kapatıldığı küçücük hücreler. Bu kapatmalar basit bir görüş üzerine temelleniyor: Güzellik ancak biri onu gördüğü sürece vardır. Gözlerden uzak tutmayı başardığınız, kendilerini besleyen kaynakları kuruttuğunuz anda bu insanlarda güzellik diye bir şey kalmaz, solar, sonra da bir kitabın arasında unutulmuş çiçekler gibi kuruyup kalırlar… Kurutmahanede birkaç ay tutuklu kaldıktan sonra en güzel yüzler bile tanınmaz oluyor. Ve bu tutsaklar bir iki yıl sonra serbest bırakıldıklarında 30 – 40 yaş daha yaşlanmış kadınlar haline geliyorlar.

 

Soru : Kendini aynada seyreden Venüs o zaman bir anda karşısında hani şu 969 yaşında ölen ünlü efsane kişisi Mathusalem’i görmüş gibi oluyor… 

Pascal Bruckner : Söz konusu telmih tüm entrikayı özetliyor. Tutukluların kendi aralarında görüşmeleri mümkün değil, zindancılarıyla da. Hiçbir tutuklu oraya neden kapatıldığını, bu lanet hücrenin nerede bulunduğunu, suçunun ne olduğunu, ceza süresinin ne zaman sona ereceğini kesinlikle bilmiyor. Bu mutlak sessizlik korkunç etkiler yaratıyor: Zindancısıyla görüşme, burada yine bir insanla konuşma anlamına geliyor. Genç kadınlar burada sonsuz bir iç konuşmaya indirgenmiş oluyor. Kapalı kaldıkları bu aylar boyunca tek bir insan yüzü görmeyecek, tek bir ses duymayacaklardır. Dolaşmak yok, ışık yok, eğlence yok, gürültü yok, ayna yok…

 

Soru : Bu ceza suçlamayı dile getiren ve gerçek bir retorik örneği olan şu söz üzerine mi temelleniyor: Güzel insanlar yüzlerinin güzelliğinden sorumlu değil midir? 

Pascal Bruckner : Bir ölçüde öyle. Ama güzel bir kimsenin, paşa gönlü istedi diye bile isteye çirkin olduğu da pek öyle sık rastlanan bir şey değil. Bu şeytani üçlünün yaptıkları usa aykırı tabi, ama söz konusu olan güzellik diktatörlüğü üzerine bir deneme değil, eninde sonunda bir roman!

 

Soru :  Yine de gençlik ve güzelliği göklere çıkaran 68 kuşağının  –yani sizin kuşağınız!- bir taşlaması olarak okunabilir… 

Pascal Bruckner : Doğru. 1968’den beri toplumumuzu güzellik-sağlık-gençlik denklemi yönetiyor. Artık genç takımında yer almayanlarımız da içinde olmak üzere tümümüz bu ideale ayak uydurmaya kalkışıyoruz. Bir çelişkiler çağında yaşıyoruz: Toplumumuz bir yandan insan ömrünü uzatmak için elinden geleni yaparken, öte yandan yaşlılığı geri plana itip gözden düşürüyor! Güzellik mutlak idol aşamasına yükseltildi, ama bu idol kadınlara pahalıya patlıyor: Gerçekten daha yeni yetme çağındayken piyasaya atılmış top modellerin sergilendiği kadınla ilgili tüm basın organlarının varoluş nedeni adeta şu: Yeterince güzel, genç ve alımlı olmadıkları için kadınlarda suçluluk duygusu yaratmak.