biyografi 

basında

çeviriler

söyleşi

ana sayfa

       
ROMAN
peygamber çiçeği
asmalı pencere
ÖYKÜ
kurtboğan
kiraz küpeler
gurbet kaçtı gözüme
turuncu eleni
le transanatolien
GEZİ
bükreş günleri
ÇOCUK KİTABI
bizim sinemamız var
cumartesiye çok....
 
CEREN BALEL
 
MEKTUPLAR
HAFTANIN YAZISI
ARŞİV
 
iletişim
 





BİZİM SİNEMAMIZ VAR  

     
        Kasım ortaları dedi mi, ortalığın tadı tuzu kalmazdı. Havalar bozar, soğuklar bastırırdı birden. Bir esintidir kavururdu her yanı. İlkin usuldan başlardı yel. Ardından, giderek azıtırdı. Şahlanmış tay gibi tozu dumana katar, nerede ne kadar yaprak var, götürür dere içlerine doldururdu. Çeri çöpü de tabii... 

Henüz ekim sonlarıydı. Ama şimdiden evlerin önü yapraktan geçilmez olmuştu. Ne kadar söğüt, kavak, erik, vişne yaprağı varsa kapı önlerine yığılmıştı... 

Bir frak, bir papyon kravat, bir ipek gömlek, bir çift ayakkabı...  

Çok heyecanlıydı Sarı. Konsolos olacağını duyunca, nasıl karşılayacaktı ki annesi? 

Yol boyu hem yürüyor, hem bunu düşünüyordu. Mahalleye yaklaştıkça heyecanı iyice artmıştı. Hele hamamı, önünde emeklilerin sandalye atıp tavla, domino oynadıkları kahveyi, taksi durağını geride bırakıp da dere içine saptığında içi içine sığmaz olmuştu. Ne diyecekti ki acaba? “Almasaydın evladım. Benim bir de onunla uğraşacak halim mi var?” diye küçük bir sitemle mi geçiştirecekti? Yoksa “Yaşamayasıca, ben seni konsolos yaparım şimdi!” diye takunya elinde kovalayacak mıydı?... 

Aslında sevinebilirdi de. Belli mi olur? Fena mı, oğlu paşa oldu, koskoca Fransız konsolosu oldu diye önüne gelene böbürlenirdi. 

Eve gitmeden nasıl bir tepki vereceğini kestirmek kolay değildi. Ne diyeceğini, nasıl karşılayacağını görmek için bir an önce eve varması gerekiyordu.  

Bir frak, bir papyon kravat, bir ipek gömlek, bir çift ayakkabı...  

Yeni öğretmenleri Pınar Hanım vermişti kendisine bu rolü. Giden öğretmenlerinin ardından yas tutmaya başlayan dördüncü sınıfın bu yası hiç de uzun sürmemişti. Yeni gelen öğretmen korktukları gibi çıkmamış, daha sınıfa girer girmez kendini sevdirmesini bilmişti. Bir kere güleç yüzlüydü Pınar öğretmen. Öteki gibi olura olmaza sinirlenip sivri uçlu anahtarlığıyla başlarına vurmuyordu. Bazı öğrencilerle konuşup ötekileri dışladığı da yoktu. Herkesle aynı şekilde ilgileniyordu. Hepsi bir yana gelir gelmez bir canlılık getirmişti sınıfa. 

Üstelik eski öğretmenleri gibi müsamereye sadece ön sıradaki birkaç çocuğu almamış, arka sıralara da sormuştu, isteyen var mı diye. Kral, kraliçe, ipek tüccarı, tahtırevanla gezen sultanlar, omuzları yıldızdan geçilmeyen, kasketlerine ve pantolonunun yanlarına sarı sutaşı çekili generaller... Bu rollere pek hevesli çıkmadığından kim parmak kaldırdıysa onu seçmişti. Çaycı, tahtırevan taşıyıcı, kralla kraliçenin muhafızları, ipek tüccarının karısının başucunda devekuşu tüyünden yelpazeler sallayan nedimeler... Onlara da öyle... 

En çok parmak kaldırılan rol tahtırevan taşıyıcılığı olmuştu. Çünkü bunlar, bacaklarında eski bir pantolon, çıplak gövde, yalınayaklar çıkacaklardı sahneye. Yani özel olarak kostüm hazırlamalarına gerek kalmayacaktı. 

Sınıfın en çalışkan, en yakışıklı çocuklarından biri olan Sarı,  tahtırevan taşıyıcı olmak istemişti ama olmamıştı. Onu böyle temiz giyimli görünce kabul etmemişti Pınar öğretmen. 

“Hayır çocuğum, tahtırevan taşıyıcılığını boş ver, Fransız konsolosu olacaksın sen!” demişti.  

En ön sırada oturan kızlardan biri, tellerle tutturulmuş dişlerini göstererek itiraz edecek olmuştu. Fakat öğretmen, anında susturmuştu onu:  

“Aması falan yok! Arkadaşınız uzun boyu, ince yapısıyla bu role çok uygun.”

 Böylece kimse bir şey söyleyememişti.  

Hem yürüyor, hem de bunları düşünüyordu Sarı. O çürük dişli kız aklına geldikçe sinir oluyordu. Ön sırada oturan sırık boylu Serra'ya da öyle... Olura olmaza kıkırdayıp duruyordu... Ne kadar itici bir kızdı öyle! Kendini beğenmiş Neslihan bile ondan çok daha iyiydi. Hele şu Meftun!... Tanrım, çocuğa bak! Gözleri bozuk değildi, boyu da kısa sayılmazdı, yine de gitmiş en önde oturuyordu. Bir şey söylendiğinde de ağzının içine zorlukla sığan pabuç kadar diliyle:  

“Ama bizim sinemamız vaaar!” diyordu. 

Öğretmen ona ilkin çaycı rolünü verecek olmuştu.  

“Tipin bu role çok uygun.” demişti. 

Eh, tabii, öteki öğretmen gibi, göbeklisin, tombulsun diyecek değildi elbette... Kibar bir hanımdı Pınar öğretmen. 

Beriki hemen atılmıştı:   

“Ama bizim sinemamız vaaar!”  

Öğretmen, ne demek istiyor bu, dercesine şaşkın şaşkın etrafına bakınmıştı. Çocuklar, hep bir ağızdan:   

“Doğru söylüyor öğretmenim. Şifahiye Medresesi’nin yanındaki bahçe sineması onların!”  

“Yavaş! diye atılmıştı öğretmen. Hep bir ağızdan konuşulmaz! Kime soruyorsam, o söyler!”  

Bir frak, bir papyon kravat, bir ipek gömlek, bir çift ayakkabı...  

Sarı bunları düşünürken öyle dalmıştı ki, oturdukları sokağa geldiğinin bile farkında değildi. 

Birden bir ses duydu:  

“Sarı, evladım! Deminden beri bağırıyorum a teyzem! Dumrul'u gördün mü, Dumrul'u?” 

Sarı, başını kaldırdı. 

İri yarı, kemikli bir kadın... Dumrul'un annesi... Bugünlerde hemen herkes gibi elinde uzun çubuk, kapısının önünde yün çırpıyordu. 

“İşi vardı teyze, dedi. Birazdan gelir.”  

Sonra yeniden yola koyuldu.  

Kadın çubuğu yana bırakmış iki eliyle belini ovarken kendi kendine söyleniyordu:  

“Ne işi varmış ki? Şu oğlana bir türlü öğretemedim. Okul bitti mi evine gelsene a çocuk!”  

Dağılan kafasını toparlayamıyordu Sarı. Dumrul dersten sonra neden okulda kalmıştı ki? Koro çalışması... Sınıf temizliği... Iıh! Ne kadar zorlasa da çıkaramayacaktı. Aklı fikri konsolostaydı onun.  

En iyisi kafa yormamalıydı. Nasıl olsa gerilerde kalmıştı kadın. Söylenmeleri duyulmaz olmuştu.  

Bir frak, bir papyon kravat, bir ipek gömlek, bir çift ayakkabı...  

Sarı hem yürüyor, hem de unutmamak için kendi kendine Pınar öğretmenin istediği malzemeleri sıralıyordu:  

“Bir frak, bir papyon kravat, bir ipek gömlek, bir çift ayakkabı... Bir frak, bir papyon kravat, bir ipek gömlek, bir çift... Bir frak, bir papyon kravat, bir ipek gömlek... Bir frak, bir papyon kravat, bir... Bir frak, bir papyon... Bir frak bir... Bir frak...  Bir...”